26 Ocak 2011 Çarşamba

Kısa bir ara.


Bir hafta kadar yokum. Kalemim defterim elimde, size öykü toplamaya gidiyorum.
Kapağı açık rengarenk bavul görüntüsüne ise bayılıyorum.
Herkes gittikten sonra bantta tek başına dönüp duran bavul, senden yalnızı yok.

Beni özlerseniz şayet, Honey Pie dinleyebilirsiniz.

"Honey pie, you are making me crazy
I'm in love, but I'm lazy
So won't you please come home?

Honey pie, you are driving me frantic
I'd sail across the Atlantic
To be where you belong.

Honey pie come back to me."

24 Ocak 2011 Pazartesi

Mutluyum dersen mutluluk kaçar mı?


Bana kızsanız haklısınız. Çünkü canım sıkkınken özgürlüğe geri sayım filan yaptım, ne zaman özgür kaldım, blogu açmak bile aklıma gelmedi. Beklenen haftasonunda neler oldu?

Cumartesi sabahki sınav oldukça zordu. Ama 3 ayrı soruda Harry, Ron ve Hermione isimleri geçti, inanılır gibi değil. Son bölümde de The Beatles'lı bir soru vardı. Orada bir yerde bizi düşünen birileri var.

Ayrıca bir önceki gece Regina Spektor'dan Fidelity dinliyordum, "şunun tam anlamına sözlükten bakayım" dedim ve tabii ki de sınavda çıktı. Sorabilecekleri milyonlarca kelime varken bunu sormuş olmaları, benim Regina'ya olan gönül borcumu ağırlaştırmış oluyor.

Sınav çıkışı "ÖZGÜRLÜÜK" nidaları eşliğinde kapitalist bir bünyeye dönüşüp kendimi dükkanlara attım. Neler neler denedim, ama kendimi kontrol edip sadece gerekli olanları aldım. Hah bi de Summer Finn elbisesi diye tabir ettiğimiz süper şirin çiçekli bir elbisem var artık. Böyle fazla tatlı filmler yapmasınlar işte, sonra genç kızlar özeniyor.

Pazar sabahı uyanamayıp dersaneye gidemedim, ama evde aylardan sonra ilk kez pazar kahvaltısı yapma şansım oldu. Ne özlenen bi keyifmiş meğer, unutmuşum. Sonra da yavaştan bavulumu hazırlamaya başladım. Evet bana 3 vakte kadar yine yol göründü.

Sonra sokaklara attım kendimi. Dünyanın, en azından benim küçük dünyamın gelmiş geçmiş en güzel hediyesi benim oldu. Hem de benim için özenle hazırlanmış. Ama ne olduğunu size söylemem, hıh.

Aynı akşam yine sokaklar, birilerinin doğum günü. Çok da keyifli geçti. Kimliğimi attım çantama, ola ki polis bassa kapı gibi gösterecektim. Nasıl bi rahatlıkmış abi. Nerdeyse havam olsun diye polis bassa da herkesi yakalarken beni götürememesinin keyfini çıkarsam dedim içimden gizli gizli.

Bi de bu arada Cennette Tanışacağınız Beş Kişi adlı kitabı bitirdim. Çok enteresan, bir solukta okudum. Öbür dünya dedikleri şey hakkında çok değişik bir fikir veriyor. Mesela hiç inanmıyosan ve ölünce toz olup havaya karışıcam diyosan bile okumalısın, çünkü "Neden böyle olmasın aslında" dedirtiyor.

İşte öyle be blog. Mutlu mutlu hoplayıp zıplıyorum. Adeta şu klipteki Regina Spektor gibiyim. Peki aypodumda mutlu şarkı bulamamama ne demeli? Gizli emoyum ben.


"You-ou-ou-ou-ou a-a-a-a-a-are
So-o-o-o-o sw-ee-ee-ee-ee-eet
Da-a-a-a-an-ci-i-i-ing to that

Be-e-e-e-e-e-e-e-e-eat!"  
Dance Anthem of the 80s - Regina Spektor

19 Ocak 2011 Çarşamba

Geri sayım.


Özgürlüğüme 3,5 gün kaldı. 
Aslında çok da kötü gitmiyor şu ana dek, belki Cumartesi sabahki sınav üzücü olabilir biraz.
Ama olsun sonunda bitmiş olacak.

Sonra kendime iyi bakmaya başlayacağım. Biraz kıyafet, saçlarıma doğru dürüst bir şekil, sağlığıma biraz dikkat.
Kütüphaneden kucak dolusu kitap aldım, şu anda Yüzbaşının Kızı okuyorum, Böyle Buyurdu Zerdüşt'e de meraktan biraz başladım, onları bitireceğim. Goodreads'te kocaman bir okunacaklar listem var zaten, onları sırayla alıyorum ve inanılmaz mutlu hissediyorum.

Kocaman bir kütüphanede yaşadığımı, günlerce hiç çıkmadan sessizlik içinde sadece okuduğumu hayal ettiğim zamanlar hiç de az değil.

Bu arada gerisayımımı yaparken sürekli Regina Spektor dinliyorum. Sesi o kadar ilginç biçimde güzel ki, bir kere dinlemeye başlayınca o gün içinde başka şey dinleyemiyorsunuz. Sözler de çok hoşuma gidiyor.
Sanki çok uygun bugünlerin havasına, soğuk gibi ama aslında montunun içinde sıcaksın ve güneş gizliden parıldıyor. Evet Regina tam olarak bu.

Fermium önceki yazıma ithafen mükemmel bir şeyler yazmış. Her akşam açıyorum, okuyorum, cevap yazmak istiyorum, kelimeler tıkanıyor, olmuyor, kapatıyorum. Hala da oradakileri aşacak bir cevabım, üstüne ekleyecek bir sözüm yok. Arada okyanus olmasaydı keşke de bunları yüz yüze konuşsaydık dedim içimden çokça, bunu bilsin Fermi.

Özgürlüğüme 3,5 gün var. Benim o özgürlüğe çok ihtiyacım var. Mutsuzluk yok ama ölümcül yorgunluk var. 3,5 gün var ve ben Regina Spektor dinleyerek dayanmaya çalışıyorum.

"School is out and I walk the empty hallways
I walk alone, alone as always
There's so many lucky pennies lying on the floor
But where the hell are the lucky people
I can't see them anymore."

15 Ocak 2011 Cumartesi

Özlemek.


Yaz gelse, sahil kasabasına gitsek, geceyarısı uyumayıp MFÖ dinlesek. Hayat artık kolay olsa.
Kimse saçmalamasa, çocukça kaprisler olmasa.
Birkaç iyi dost, birsürü kitap olsa.
Kumsal olsa, yazlık elbiseler, çıplak ayaklar olsa.
Huzur olsa.
Mutsuz değilim ama, yine de keşke yaz olsa.

"Güneş doğar, güneş batar
Ama insan uyumaz bazen, düşünür."

14 Ocak 2011 Cuma

Gereğinden güzel şarkılar.


Bright Eyes diye bir grup varmış, ben yeni keşfettim. Çok şeker şarkılara sahip. İki günden beri yat kalk sürekli bunları dinliyorum ve herkese link gönderip duruyorum. Dayanamadım, size de izlettirmeden içim rahat etmedi.

Dinlediğim şarkıları hatırı sayılır bir kısmı müzikal açıdan çok zayıf, hatta az buçuk enstrüman çalan arkadaşlarım beğenmiyorlar çoğu zaman. Ama olsun teori midir illa ki müzik? Bence değil.

Eğer öyleyse de, müzik konusunda zevksiz olmaya razıyım.

"With these things there is no telling
We'll just have to wait and see
But I'd rather be working for a pay check
Than waiting to win the lottery."

First Day of My Life - Bright Eyes

10 Ocak 2011 Pazartesi

Ses-siz.


Aklıma yazacak bir şeyler geldiğinde vaktim yok
Ve vaktim olduğunda ufacık ilhamım
Ya da içimden geleceklerle yüzleşecek cesaretim.
Düşüncelerimin bir kısmını sandıklara kilitledim elimdekiler yetişsin diye
Kilidi açmaya vaktim olduğunda gitmiş olacaklar diye korkuyorum.

Bir gün bir çocuğum olursa eğer, ona asla yaşından olgun davranmayı öğretmeyeceğim.
Vaktinde yapılıp bedeli ödenmiş hatalar, hiç yaşanmadıklarında daha büyük boşluklar yaratıyorlar çünkü insanın içinde. 

Beklememiştim bu yazının bu kadar içli olmasını.
Al sana yazmamak için bir neden daha.
En azından fonda Simon & Garfunkel var.

"People talking without speaking
People hearing without listening
People writing songs that voices never share
And no one dare disturb the sound of silence."

3 Ocak 2011 Pazartesi

Ekmek ve pasta.


Yolculuğa gitmeden önce çiçek ekmek alıp sandviç yapılır mesela. Çok mutlu bir olaydır o.
Ben pastacılık kursuna gitmeliyim. (Hey sen sürekli kurslara giden insan, selam.) Sonra pastane açıcam.
Bir de pastanenin önüne parkedeceğim, sepeti olan üç tekerlekli bisiklet istiyorum.

Aslında çok şey istemiyorum da, işte böyle bir dünya yok maalesef.
Hayaller, hayaller, bizi ne hale düşürdüler.

1 Ocak 2011 Cumartesi

Yeni.


Merhaba,
Bugün 1 Ocak 2011.
Ben doğalı 18 yıl 9 gün 2 saat 54 dakika oldu.
Yeni yıla bir bahçe partisinde üşüyerek ve dans ederek girdim.
An itibariyle İstanbul'da bir evin mutfağında çay içip üşüyen boğazımı rahatlatmaya çalışıyorum.
Ve çok mutluyum.
Saygılar.