31 Aralık 2013 Salı

Özet.


Geçirdiğim en tuhaf seneydi 2013.

Paris'e gitmek verdiğim en güzel karardı. Çok güzel günlerdi.

Ölüdeniz'de kanoyla denizin ortasındayken "Burası çok güzel" diye ağlamak da bence iyi bir karardı.

Güzel insanlarla tanıştım. Eskiden beri yanımda olanlara da tekrar vakit ayırmaya uğraştım elimden geldiğince. Bu çabayı devam ettirmek gerek.

Bir bölüm daha okuyup ömrümü kağıt kaleme vakfetmek de bence iyi bir karardı. En iyi bildiğim, en iyi başardığım şey belki de bu. İki ay hariç sürekli okuldaydım, kendime karne hediyeleri aldım. Bana aferin.

Onca şey okurken fazla edebiyat okumaya fırsat kalmadı. Ama olsun, sanatın başka hallerini sevdim bu yıl. Filmle haşır neşir oldum bu sene, tekrar sinemaya gitme alışkanlığı bile edindim. Sağolsun buna eşlik eden güzel insanlar. Kendi fotoğraflarımı da çektim. Sergiler, bienaller gezdim. Buraya da bir küçük aferin.

Aşk konusu her zamanki gibi karışıktı. Olsun, oradan da öğreniyoruz.

Desenli şeyler giymeyi bile öğrendim bu sene. 

Yorulduğum anlarda kendime çay koyup Tumblr'da güzel resimlerle huzur buldum. Buraya da aferin.

Başından sonuna siyasi geçti her şey. Yorucuydu, ama çok öğrendik. Başlı başına tüm Haziran, unutulmayacak bir ütopyaydı. Akıllardan silinmesin.

Güzel yeni evde geçti her şey. Balkon yazın başrolündeydi. Odanın duvarlarını çiçeklerle kapladım bu yıl da. Burayı eski evden daha çok sevdim. Her şeyin içinde, ama kendine dönük, biraz benim gibi.

Bir şeyler atladıysam affola. Her şeyiyle garip ve çalkantılı seneye veda olsun.

Kitaplar kalemler içinde; kibar renklere boyalı; eskisinden daha desenli; bazen sevinçli, bazen kırgın; kadehler, fincanlar, tatlılar içinde; bavullar elinde; şiirler aklında; bazen yorulan, ama yaşlanıp da çiçeklerini kaybetmek istemeyen dört buçuk yaşında bir Çiçek Dürbünü'nden ve 21 yaşında bir Miray'dan, 

Çiçekli seneler.

6 Aralık 2013 Cuma

Günah çıkarma.

*Kahve içtim, eski kitaplar okudum ve senenin bitmesini bekledim.

Aralık ayının özeti bu olsa bile en azından tüm bu hissizliğin içinde bir miktar daha huzurlu bir hissizlik yaşayabilirim belki.

Yirmi bir yaşıma çok yaklaştığım günlerde tek avuntu kaynağım "yirmi" derken hissedilen o havada kalmışlığı ufacık "bir" ile kapatacak olmam. Onun dışında geçen zamanlar, ileride geçecek zamanların ne kadar önemsiz olacağı dışında hiçbir şey düşündürmüyor bana artık.

Normalde hayata bu blogta göründüğünden daha iyi uyum sağlıyorum, ama sorulara cevaplar vermediğimi, sadece gülümseyerek geçiştirdiğimi hatırladığım her an tekrar burada buluyorum kendimi. "Ne sorun olabilir ki?" diyorum, cevap da bulamıyorum, ama yine var işte orada, havada, uzaklarda saçmasapan bir şeyler. Bataklık gibi, insanı yeniyetme yılları bunalımlarına tekrar tekrar çeken, bir dönem Bulantı'yı gerçek mide ağrılarıyla okumuş herkesin bildiği ve birbirine anlatmayı reddettiği şeyler.

Kitaplarda altı özenle çizili cümleler de var, çünkü insan cesaret edemediği tüm yakarışlarını bir başkasının ağzından duyunca heyecanlanıyor. "Bakın, işte orada, bir kurban daha! Her gün pudrasını güzelce yüzüne sıvamadan önce bu birkaç cümleyi edebiyata kazandırıvermiş. Allah ondan razı olsun, sayesinde kurbanlığımızda yalnız değiliz artık."

Bu blog dört seneyi aşkındır hayatta ve kenardaki eski moda ziyaretçi göstergesinde hep birden büyük sayılar görüyorum, çok da büyük olmamakla beraber. Gösterge saymaya devam ediyorsa burada topluca günah çıkardığımızdandır. Kendimi edebiyat uğruna çarmıha gerdirecek kadar cesur olamadım, ama en azından yalnız olmadığımı anlama umuduyla bir uçurum kıyısına geçip "Yalnız değilsin" feryadımın ekosu ile avunmak istedim. Edebiyat en azından yoksunluk hissinin paylaşıldığına dair son umudumuzdan doğmuş olsa gerek.

Oğuz Atay'ın Demiryolu Hikayecileri: Bir Rüya'sının yazdığı son öykü olduğunu hatırladım geçenlerde. Ve onun sonundaki o feryadı anlıyor ve paylaşıyor olmak, o cümlelerin altını çizerken hissetiğinizi bildiğim üzere, hem rahatlatıyor, hem korkutuyor. Benim birkaç satırım da aynısını hissettirdiği gün sanırım buruk bir gurur duyacağım.

Edebiyatı taşlayacak olursak eğer bir gün, ilk taşı yalnız olmayanımız atsın.

(Demiryolu Hikayecileri: Bir Rüya.)