21 Haziran 2013 Cuma

"Oysa gelseydin bu akşam gün battığında, bir umut vardı."

21 Haziran, en uzun gün.

"Bugün neden gelmedin?"

"Evet
 Dün akşam evinin önünden geçtim
 İçim hem kimsesizdi hem kalabalık
 Bu demektir ki sevgisiz düşünemiyorum sevdayı
 Bana söz ver yarın akşam
 Göze al her şeyi yeni baştan konuşmayı"

 Edip Cansever - İçindeki Sessiz Parlaklık

15 Haziran 2013 Cumartesi

"Aşk örgütlenmektir, bir düşünün abiler"


-Kafamda onlarca şey var. 16 gün doldu ve biraz sakinleşip yazmayı beklerken anladım ki, bugün feryat etmek kadar öykümüzü tarihe ipek ipliklerle dokumak da görevimizdir. Ufku net göremezken, analizleri kenara koyup tarihe not düşüyorum hissettiklerimi.-

20 yaşındayım. Evimde sakin kitaplar okurum. Papatya taçları örerim. Hayatımda hiç eyleme gitmedim.

Ama yaşamak bir eylemdir, takım elbiseli baylar. Ve siz bu eylemi dağıtmaktasınız. Ve buna tahammül edilemez.

İnsanlar görür, sevgili beyler ve kimi bayanlar. Ama geç, ama erken, görürler. Mil çektirmenin bu yüzyılda yeri yok. Siz gözlerini alsanız da görürler. 

Yaşamak bir eylemdir. Aldığımız nefese kast eden zehirli ateşiniz görülmüştür herkesçe. Fakat tılsımlı bir ormana bulaştınız beyler bayanlar. Her darbeyle köklenen, büyüyen. Eski bir türküyü meğer unutmamış, kardeşçesine. Antik bir büyüyle bağlanmış.

O büyünün adı özgürlüktür. Dayanışmadır belki, kardeşliktir. El ele durabilmektir. "Ben" olmanın çığlığıdır belki, dindirilemeyen. O büyünün adı umuttur. Her darbeyle ışıltıya boğar ormanı.

Varsın ateşe verilsin dallar, ne yazar? Ormanın şarkısı yankılanır, dinmez. Sizin mahrum kaldığınız o masallarda kötü cadıların ismi yoktur efendiler. Yalnız, kahramanlar hatırlanır. Yalnız iyiler yaşar diyemem, ama yalnız iyiler mutlu yaşar. Diğerlerinin içini katran kaplar.

Bu gece penceremden bakarken bir masal görebildiğimi söylemek güç. Fakat görebildiğini bilmek ayakta tutuyor insanı. Örümcek ağlarını süpürdünüz beyler bayanlar, teşekkür ederim sizlere. Bir toz perdesiydi, bir rehavetti bize hem kendimizi hem kardeşliğimizi unutturan, hatırlattınız.

Bu gece penceremden bakarken, tanımadığım yüz binlerce insanı düşünebilmeyi tadıyorum sayenizde. Unutulmuş bir özgürlük şarkısını estirdiniz içimizde, varın siz de mutlu olun. İnsanlar güçlüdür efendiler, bunu siz de bilmektesiniz. Biliyorum ürkmektesiniz. Tarih masum değil ne yazık. Hiçbir şey güllük gülistanlık değil, her an demirlerinizle kırılabilir dallar. Ama olsun, bu şarkı başladı ve korktuğunuz üzere biliyorsunuz ki kolayca silemeyeceksiniz dillerden. Dillerden silseniz, yine yüreklerde.

Bugünleri anarken düşüneceğim. Çiçekli çantamla tırmandığım sokaklarda havaya karışıp nefesimize saldırdı polisiniz. Koşarken ıslattı kırmızı süet ayakkabılarımı. En sevilen ayakkabıyla direnilmezmiş ya, ben yeni öğrendim. Korkmadım diyemem, ama bir tanıdık el kavradı elimi, bir diğeri "Korkma" diye fısıldadı, sonra ben limonlar dağıttım tanımadığım gözlere. Meğer ne güçlüymüş biz olmak. Elbiseli, eli çiçekli insanlardık ya biz, çantasında kitaplar, umutlar. Kendisi olmaya çalışanlar. Sesi unutulmuşlar. Örgütlenenler, ama öyle haince değil, Ece Ayhan yazdı ya, "Aşk örgütlenmektir." Öyle işte, biz yalnızca sevenler, sevebilmeyi isteyenler. Eylemdekiler, ama öyle gaddarca değil, yalnızca yaşama eylemi. Bizler, yaşayanlar. Yaşamayı dileyenler. Biz olabilenler.

Gururumdur o son Mayıs günü sokakta olmak. Kaygım çok, ama umudum da öyle.

Tarih bizi çiçekle hatırlasın.