28 Aralık 2012 Cuma

Ev.

Bazen birini tanımak çok güzel bir evde gezmek gibidir. Pencerelerinden sıcacık ışıklar yayan bir ev. İçinde onun renklerinde onun eşyaları, o insanın geçmişinin kokusu. Kavanozları karıştırmak, dolapları açmak, çekmecelere bakmak. Kimi zaman da bunu yaparken o evde oda edinmek, evin rengine katılmak. Yuvaya dönmenin güveni. Havada sevginin aroması.

Tanıdıkça ışır, aydınlanır, genişler, odalanır kimi insanlar. Güzel evler gibi kucaklarlar. Ruhları işlemeli birer aynadır. En güzel kırılgan bardaktan serin su içmek gibidir onlar.

Ne güzeldir öyle insanlar.

24 Aralık 2012 Pazartesi

20.

Yeni onyılıma kahkahaya doyarak girdim. Sabahtan edilen telefonlarla akşama onca insanı yanında bulabilmenin sessiz mutluluğunu sezdim. Herkesin bende ne güzel anılarının olduğunu bilerek, hepsini ayrı anlamla severek geçirdim akşamımı. Bunca anlamı yüklenirken günü sevmeyi unutmayarak yorgunluktan yığılıncaya kadar dans ettim. Çünkü yan yanayken gülüşlere doyacağım, çığlık çığlığa ağlayacağım ve hiç umursamadan dans edeceğim insanlarım var.

En doğru onyılımız başlıyor şimdi. En çok hatırlayacağımız, en çok vuracak, en çok kaldıracak ve her şeyi inşa edecek.

Hazırsak başlıyoruz.
"Ah aşk
 Bir topluluğun fotoğraf çekildikten sonra
 Dağıldığı
 An."

Ah Muhsin Ünlü

19 Aralık 2012 Çarşamba

"Lavanta"

"Bir şeyiniz olayım sizin,
 Hani nasıl isterseniz,
 Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz;
 Dünyanın bir ucuna
 Birlikte gider miyiz?"

 Cemal Süreya.

Gider miyiz?

İddiasız.

An itibariyle sakin sarı ışığımın altında çayımı yudumlarken, internette Boston'daki Brattle Kitapçısının fotoğrafını gördüm. Fonda bir eski dost sevimli bir radyo programı yapıyor, kulaklarımıza Coldplay akıtıyor.

Cuma yanımda olacak o kitapçıları, o kıtaları beraber gezdiğim insanlar. Ne güzel umutlar, ne güzel vakitler yaklaşıyor gözümde. Dünya bitişlerden bahsederken benim içimde huzur, mutluluk, sevgi balonları uçuyor.

Üniversitenin ilk vakti bitiyor diyorlar. Bitsin, ben yolumu öğrenebilmeyi öğreniyorum şimdi, defterlere doğru çizgileri çizebilmeyi. Akşam inmişken denize bakan bir pencerenin yanındaki sandalyemden tahtayı gözleyip doğru nefesi doğru yerde aldığımı hissedebiliyorum.

İkinci on yılın bitiyor diyorlar. Bitsin. Hayat var, hep var. İki hanem var şimdi benim bu hayatta. İki odam var, birinin yemyeşil pencereleri. Duvarlarına, kumaşlarına, kağıtlarına yansımış içim. Mutluyum az buçuk bir imzam varsa şu hayatta. Başımı dayayabildiğim omuzlar, dans ederek uyanabildiğim insanlar, geceleri sabaha çevirebildiğim konuşmalar var. Hep kaldığı yerden devam edebilen dostluklarım, gerçekten koşup sarılabileceğim insanlarım, yeni ama eski gibi tanışlarım var şimdi.

Yolları takip etme azmi ile kendini affedebilme gücü yan yana olabiliyor belki bugün. Telefonda sakin sesli adama diyebiliyorum ki "Biz dünya dışında kalmadan kendimiz olmayı öğreniyoruz şimdi." Gencecik hatalarımız var hala, bir yanda bilgeliklerimiz var. Sarf edilmesi gereken onlarca efor, yaşanmamış onca umut ve onca sarsıntı. Yirmi yıla varmadan hissedilenler koca bir merak yazıyor duvarlarıma. Yalnızca olabilecekler, yalnızca şekilleneceğim insan bile yetiyor yaşamanın umuduna.

Dünya bitiyor diyorlar. Bitmez. Dünya insandır, insan bitebilir mi?

İnsan kelimeyi buldu, ve her kelime sonsuza dek havada kalacak.

İnsan sonsuzdur. Çünkü kelime insandır.

http://fizy.com/#s/1d5ien

"Ak odada oturur
Kapısı penceresinden çok

Gözlerinde yıldızlar
Serin yerde durur"

Cemal Süreya

5 Aralık 2012 Çarşamba