12 Şubat 2011 Cumartesi

Çok uzatmadan bitiriyorum.

Aslında pek içimden gelmedi, ama adettendir. Başladığımız Boston yazısını tamamlayalım:


*Otel birbirine bakan iki gökdelenden oluşuyordu, karşıki gökdeleni görebiliyorduk yani olduğu gibi. Herkes öğrenci zaten bizim gibi, pencereler açık geziyorlar. Grubumuzun çılgını post-itlerle cama oda numarasını yazmış, arayan arayana. Sonra ben de aradım, ne eğlendim ama. Hayatımda ilk kez gülmeden uzun süre işlettim birilerini. Şikagolu Cordelia diye ararsam sizi, inanmayın.

*Koridorda grupça oturup çirkin çirkin kalorili Amerikan fast foodları tükettik. Hatta sabah kahvaltımız, öğlen yemeğimiz ve akşam yemeğimiz bunlardı. Ne çirkin bi memlekettir yemek konusunda. Otelde kahvaltı yok mesela, içine Starbucks koymuşlar, oradan alıyorsun. Muffin mi olurmuş kahvaltıda, Allah sizi kahretsin, beyaz peynirin gücü adına, amin. (evet kavram karmaşası.)

*Newbury Caddesi var çoook güzel. Muhteşem Gatsby'i okuyanlar hatırlarlar, Daisy Buchanan adına bir bar vardı. Pek sevindirik oldum. Yine orada Newbury Comics'e dadandık. Kendime 2 adet Belle and Sebastian albümü, bir the Beatles magneti, pasta biçimli kulaklıklar aldım. Vaktim ve param olsa tüm dükkanı alırdım.
*Aynı caddede ikinci el kıyafetler, donmuş yoğurtçular (böyle diyince hakikaten çirkin oldu) filan falan gezdik S. ile. Çok güzeldi. Urban Outfitters'da Lomography kameralar gördüm ağzım sulandı almadım. Onun yerine çiçekli bez ayakkabılar aldım, ikisi 30 Dolar. Yaz gelse keşke artık da, onları giyebilsem.

*Sokaklardan sarkıtları koparıp asa yaptık, birbirimize büyüler lanetler fırlattık, gelen arabalara "Accio araba!" 
diye bağırdık.
*Harvard'ı gezdik. Dersliklerin içine baktık. Yatakhaneye girdik. John Harvard heykelini ellemedik ama, üstüne işiyormuş hain Harvardlılar. Bi de Harvard'da herkes gayet ortalama üzeri güzellikte/yakışıklılıkta. Haksızlık değil mi be? Hem Harvardlı hem güzel olamazsın abi. Bi de şimdi bu çok gizli bilgi ve siz inanmıycaksınız, ama birkaç kişi bir dersi azıcık dinledik biz. Çok. Fazla. Havalı. Fazla. Güzel. Fazla. Film. Gibi. Fazla. Harika. O okul bir rüya, bir ütopya.

*Metroda bir adamla yanlışlıkla aynı yere tutunduk birkaç saliseliğine. S. aldı bunu abarttı, romantik bir film sahnesi gibi anlatarak güldü. "Türk çıkar, üzülürsün" dedim, yine güldü. Adam bize döndü "Ben Adanalıyım ama." dedi. DÜNYANIN EN BÜYÜK REZİLLİĞİ. İ. konuşuyor, lafı kaynatıyor filan, cıks. Adam okuyormuş orada, adam dediğim 22-23 yaşında bir genç. Sınavlara giriyormuş filan, her şey harika. Bana dönüp göz kırpıp "Romantik tanışmamız şerefine numaramı vereyim istersen" demesi, ret cevabına kulak asmaması, İstanbul'da yaşadığımızı öğrenmesine rağmen "Boston'a gelince ararsın öyleyse" diyip göz kırpıp metrodan öyle inmesi, harika değil.
Boston metrosunda bile koca bulma kapasitesine sahibim diye sevinsem mi?

Edit: Birkaç gün önce Before Sunshine izledim. Millet de trende tanışıyor işte, ama aynı şey değil tamam mı? Affedersiniz ama romantik filmleri gerçeğe aktarınca bok gibi.
Yıllar sonra tekrar gelen edit: Before Sunshine ne oğlum? Bildiğin Before Sunrise. Rezilim vurun beni lütfen.

2 yorum:

S. dedi ki...

allah cezanı vermesin :D ne diyeyim ben sana :D ahahahxşdlasdiasid.

Fermium dedi ki...

epik hikaye.. elini sallasan adanali kayniyo sorma. o kadar bok degil yasaniyo biliyoruz guzel olmus guzel. Gelirsen bikac kisi olsun tanidigin kendini daha iyi hissedersin. aayh ayh. genclik.. (60 yasinda gibi duyuldum mu guzel.)